İletişimde Sorun Kimin

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

İletişimde Sorun Kimin

Mesaj tarafından canfeda Bir Çarş. Mayıs 19, 2010 11:36 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




"Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek" bölümünde, Thomas
Gordon kitaplarını Türkiye'ye getiren ve Gordon'un Etkililik Eğitimi
üzerinde çalışmalar yapan eğitimci Birsen Özkan'ın yazıları bulunuyor.
Yazıları baştan itibaren sıra ile okumanızı tavsiye ediyoruz.

10- İletişimde Sorun Kimin?

“Etkili İletişimin Alt Yapısı” başlığı altında bir liste vermiştim. Bu
yazıda bu listenin 3. Maddesini işleyeceğiz.

3-
SORUN OLDUĞUNDA SORUNUN KİME AİT OLDUĞUNUN SAPTANMASI (SORUN KİMİN? Ya
da KİM DAHA DERTLİ?)


Bu konu bizim kültürümüz için çok
yabancı. Biz, çocuğumuzun bir sorunu olduğunda da, kendimiz sorunlu
olduğumuzda da sorunu çözen kişinin “büyük” olması gerektiğini biliriz
! Kimdir bu büyük kişi? Annedir, babadır, öğretmendir vb… Çünkü
büyüklerimizden böyle gördük. Bu nedenle de “Sorunları büyükler çözer”
gibi bir paradigmaya sahip olmuşuz haberimiz bile olmadan. İşte bu
nedenle evde ve okulda büyüklerle küçükler arasında hep sorunlar
oluşuyor, özellikle ergenlik çağında. Neden?

Çünkü her insan
ister büyük ister çocuk olsun, kendi varlığının onanmasını ister. (Bu
cümleyi daha önce de kullandım, gelecekte de kullanacağım) Çocuğun
sorunlarını büyüklerin çözmeye çalışması çocuğun gözünden / gönlünden
baktığımızda ne anlama geliyor, bunu hiç düşündük mü?

Çocuk
şunlar söylenmese de kendisine şunların söylendiğini algılıyor:
“ Sen küçüksün anlamazsın; sen benim kadar akıllı olmadığın
için sorununu kendi kendine çözemezsin; kızman ya da üzülmen yanlış,
benim dediğim gibi yaparsan sorunun hemencecik çözülür ve bu sıkıntıdan
kurtulursun, çünkü ben senden daha deneyimliyim, ben bilirim” Bu neye
benziyor sevgili anababalar biliyor musunuz? Sanki on numaralı gözlüğümü
çocuğuma veriyorum ve “ Tak da bak Dünya ne güzel görülüyor benim
gözlüğümle” diyorum.

Eğer çocuğunuzun sorunlarını çözen bir
yetişkin olmasını istiyorsanız bebeklikten itibaren kendi sorunlarını
çözmesi için ona fırsat vermelisiniz.

Daha yeni yeni konuşmaya
başlayan bir bebeğe kaybolan topunu bulup eline vermek mi, yoksa topunu
arayıp bulmasına izin vererek, verirken de onunla birlikte olduğunuzu
göstermek mi o bebeğe yardımdır? Bizim kültürümüzde top anne/baba
tarafından hemen bulunup çocuğun eline verilir ve ne yazık ki böylece
anababasına bağımlı bir çocuk yetiştirmenin temelleri atılmaya başlanır.

İşte
sorunun kimde olduğunu saptamak bu nedenle çok çok önemli. Eğer sorun
benimse başka, çocuğunsa (karşımızdakindeyse)başka, aynı sorun her
ikimize de dert oluyorsa başka türlü iletişim kurmamız gerekiyor. İlk
bakışta ne kadar farklı ve karmaşık görülüyor değil mi? Öyle olmadığını
pratik yapa yapa zamanla öğreneceksiniz ve bu saptama biçimi de refleks
haline dönüşecek.

Peki bu saptamayı nasıl yapacağız? Aşağıdaki
tablo size yardımcı olabilir. Pencereyi şimdi “Sorun Penceresi “
yapalım:

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]Diyelim ki ikindi kahvaltısını
hazırlamış, çocuğunuzun yuvadan gelmesini bekliyorsunuz, neşeniz
yerinde. Yavrunuz geliyor ama yüzü ağlamaklı, çok mutsuz. Besbelli bir
sorunu var, anlıyorsunuz.

“Görmeseydim, duymasaydım haberim
olmayacaktı diyebiliyorsam sorun çocuğundur” formülünü biraz daha
açalım:

Mutfakta çalışıyorsunuz, elleriniz kirli olduğu için
kapıyı anneniz açtı. “ Annesinin bir tanesi hoş geldin” diye sesleniyor
ama çok aceleniz olduğu için yapmanız gerektiği halde onu karşılayıp
öpemiyor, dolayısıyla yüzündeki ifadeden onun kızgın ya da üzgün
olduğunu, kısacası bir derdi olduğunu göremiyorsunuz. Göremediğiniz için
de derdi olduğunu bilemiyorsunuz. İlk örneği de bu biçimde görmeye
çalışın. Bu örnekteki gibi görmeseydim, duymasaydım…… Yani sorun
çocuğunuzun.


Yuvadan geliyor, karşılıyor öpüp
okşuyorsunuz ama O, çamurlu ayakkabılarını çıkartmadan hoplaya zıplaya
odasına koşuyor. O dertli değil, çok neşeli. Ama tertemiz koridorunuz
kirlendi.

Kabul edemediğim bu davranış bana neye mal oluyor
zamanıma mı, yorgunluğuma mı, parama mı yoksa yaşam sevincime mi? Bu
soruyu kendinize sorduğunuzda ucu size dokunan somut bir etki
bulabiliyorsanız o kabul edemediğiniz davranış sizin sorununuzdur. Yani
sorun sizin.


Kış günü fırfırlı yazlık elbisesini giymek
istiyor. Giyemezse o sorunlu, giyerse siz sorunlu olacaksınız. Bir
konu, durum, istek neyse artık, her iki tarafa da aynı anda sorun
yaratıyorsa sorun ikinizindir.

Şimdi alttaki
sorun listesindeki senaryolara göre sorun kimin saptaması
yapabilirsiniz. Göreceksiniz ki bazılarında sorun her iki tarafta da
oluyor. Önce sorun benim dersiniz, sonra çocuğun, bir bakarsınız
ikinizin birden. Böyle durumlar için benim bir önerim var: Önce “sorun
benim” tanısını koysanız bile çocuk da sorunlu olmaya başladığında, ya
da aynı sorun her ikiniz için de aynı anda sorunsa, önce “sorun
çocuğun” diye düşünmenizde yarar var. Ondan sonra “sorun benim” derseniz
orta yolu bulmak her zaman çok daha kolay oluyor. Bunun nedeni çocuğun
kendisini anlaşılmış, var ve değerli hissetmesidir. Böyle hissettikten
sonra o da sizin için düşünmeye başlayacaktır.


En son canfeda tarafından Çarş. Mayıs 19, 2010 12:24 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
canfeda
Müdür Yardımcısı
Müdür Yardımcısı

Aktiflik :
500 / 999500 / 999

Kadın
İtibar : 7
Kayıt tarihi : 20/01/09
Mesaj Sayısı : 154
Konum : Ankara
Ruh Halin :

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: İletişimde Sorun Kimin

Mesaj tarafından canfeda Bir Çarş. Mayıs 19, 2010 11:37 am

Sorun Kimin ?

1-
Misafirlerinizle sohbet ederken küçük kızınız yanınıza geliyor ve
kendisiyle oynamanızı istiyor.Siz kabul etmeyince huysuzlanıyor,
ağlamaya başlıyor.

2- Çocuğunuzun
oyuncakları odasında yine darmadağınık.

3-
Çocuklar ikindi kahvaltısında bir saniye bile ara vermeden o gün okulda
olan biteni size anlatıyorlar.

4- En
nihayet oturmaya vakit bulup elinize gazetenizi aldığınızda iki kardeş
gürültülü bir biçimde kavgaya tutuşuyorlar.

5-
Akşam üstü eşinizin iş yerine gidip ona sürpriz yapmayı düşünüyorsunuz.
Ama çocuklar zamanında eve gelmedikleri için siz de zamanında çıkıp
gidemiyor ve eşinizi kaçırıyorsunuz.

6-
Çocuğunuz dişçi koltuğunda korkudan ağzını açmıyor.

7-
Karı-koca akşamları beş dakika yalnız kalamıyorsunuz, çocuklar hep
aranızda.

8- Eşiniz “Anneliği/babalığı
öğrendikten sonra ‘Nasıl iyi eş olunur?’ kursuna da gidecek misin?”
diye size takılıyor.

9- Çocuğunuz eve çok
üzgün dönüyor. Sevgilisiyle arasının bozulduğunu, düzeltebilmesi için ne
yapması gerektiğini size soruyor.

10-
Çocuğunuz dişçi koltuğunda ağzını açmıyor. Ama siz yine de viziteyi
ödemek zorundasınız.

Bu listeyi de “Siz olsaydınız çocuğunuza ne
söylerdiniz listesi” gibi tekrar kullanacağız.

Gordon öğretisi
bize iletişimin matematiğini veriyor. Ve iletişim becerilerinin
iskeletini. Herkes kendi tarzı, konuşma biçimi ve kelimeleri ile bu
iskeleti canlandırıyor. Sanıyorum bu cümleyi de çok tekrarlayacağım:
Şablonlar yok.

İşte benim eklemelerimle bir matematik tablosu
daha:


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Çocuk/karşımızdaki sorunlu
saptamasını yapmışsak iletişim biçimimiz dinleme olmalı. Nasıl dinleme? Etkin
Dinleme.

Ben sorunluyum saptamasını yapmışsak iletişim biçimimiz konuşma
olmalı. Nasıl konuşma? Ben Dili ile konuşma.

Bir
sorun aynı anda her iki tarafın da sorunu diye bir saptama yapmışsak
iletişim biçimimiz Kazan-Kazan Çatışma Çözme Yöntemini kullanmak
olmalı.

Bu bizim eğitim anlayışımıza göre farklı bir yapı değil
mi?

Çocuğunuz okuldan geldi, üzgün, eskiden ne yapardınız? “Ne
oldu canım? Senin bir sıkıntın var anlat annene” diye başlayıp “Ben
başka yuvaya gitmek istiyorum,” yanıtını alınca “Olur mu öyle şey? Senin
yuvan yuvalar arasında en iyi olanı. Senin bugün bir şeye canın
sıkılmış. Yarına kadar unutursun. Gel kahvaltı edelim”

Burada
anne sorun saptaması yapıyor. Aslında her anababa bunu hep yapar. Ama bu
saptamayı yaptıktan sonra “Bu sorun çocuğumun sorunu, onun çözmesine
izin verirsem ona saygı ve sorununu çözebileceğine güven duyduğumu
anlar. Sorunlarını çözdükçe kendine güveni ve benlik saygısı artar” diye
düşünmez. Ne yapar? Çocuğunun sorununu çözüp evlâdını bir an evvel
rahatlatmak ve yuvasını yeniden ona sevdirebilmek için olayı anlamaya
çalışır, bunun için de çocuğuna bir sürü soru sorarak aldığı yanıtları
sentezleyerek çocuğuna ne yapması gerektiğini anlatıverir. Böyle yapınca
hem görevini yerine getirmiş olmanın rahatlığını, hem de çocuğunu
rahatlatmanın rahatlığını yaşar. Acaba öyle mi olur? Yoksa sorun olduğu
yerde kalır ve çocuk anlaşılmadığı hissettiği için daha mı hırçınlaşır?

Çamurlu
ayakkabılarıyla koridoru kirlettiğinde eskiden ne yapardınız? Büyük
ihtimalle “Gördün mü yaptığını, ne hale getirdin yerleri. Çabuk sil
bakayım yaptığın gibi” deyiverir, ona hatasını düzeltme şansı vermeden
ne yapması gerektiğini söyleyiverirdiniz.
Kışın yazlık elbisesini
giymek istediğinde bunun olamayacağını anlatmaya çalışır asla izin
vermezdiniz herhalde. Ama o da diretmeyi sürdürür ve bir hengâmedir alır
başını giderdi herhalde evin içinde.

Bu örneklere baktığınızda
ve yaşantınızdaki çatışmaları gözünüzün önüne getirdiğinizde çocuğunuzun
direnmesinin altında hep kendi isteğinin olmasını istemek, bunun
altında da varlığının onanmasını istemek olduğunu kolaylıkla
görebilirsiniz. Kendini anlaşılmış ve var hisseden, yani kabulü yaşayan
çocuk sorun çözmeye açık hale gelir.

İşte sorun kimin saptaması
ve ondan sonra nasıl iletişim kuracağımız bu nedenle çok önemli. Hem
sorunların ortadan kalkması hem de çocuğumuzun ilişki içinde kendini var
ve değerli hissedip sorunlarını çözdükçe büyüyüp serpilmesi, sorumluluk
duygusunun gelişmesi için…

Burada bir yanlış anlamadan söz
etmeden geçemeyeceğim. Yıllar önce bir okulda “Etkili Öğretmenlik” grup
çalışması yapmıştım. Çalışma bittikten bir ay kadar sonra yaptığımız
“Nasıl gidiyor?” oturumunda öğretmenlerden biri “Ben en çok ‘Sorun
Kimin’ bölümünden yararlandım. Eskiden öğrencilerimden biri ödevini evde
unutsa hemen annesine telefon eder ödevini getirmesini ister çocuğun
sorununu çözerdim. Oysa şimdi böyle yapmıyorum. Sorun çocuğun olduğu
için ‘Bu senin sorunun beni ilgilendirmez diyorum ve sorunun
sorumluluğunu sizin dediğiniz gibi üzerime almıyorum’ demişti ve benim
başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüştü. Neyse ki diğer öğretmenler
“Sorun kimin”i doğru anlamışlardı.

Sorun kiminle anlatılmak
istenen, çocuğun sorununu üstlenip onun adına çözüp “Sen yapamazsın,
ancak ben senin sorununu çözebilirim, gizli mesajı vermeden, senin
sorununu çözebileceğine inanıyor ve bu nedenle seni dinleyip yanında
olduğumu sana gösteriyor ve sorunun için bir yol bulabileceğine
inanıyorum, demektir. Yoksa son yıllarda çok duyduğumuz “Bu senin
sorunun beni hiç ilgilendirmez” türünden “Sen benim için önemli
değilsin” mesajını veren insanı yalnız hissettiren konuşma biçimi
değildir.

Sorun kimin saptamasında karşı tarafa saygı ve güven
duyguları vardır. Eğer çocuğumuzla / karşımızdaki ile Etkin
Dinleme, Ben Dili ve Kazan Kazan Çatışma Çözme
becerileri ile
iletişim kurarsak bu dediğim gerçekleşir. Böyle yapmayıp çocuğum sorunlu
iken onu dinlemek yerine konuşursam, bana sorun yarattığında da yine
konuşup ne yapması gerektiğini anlatıp durursam çocuğumla aramın
açılmasına neden olan “İletişim Engelleri” yaratmış olurum. Önümüzdeki
yazıda hangi tavırlarımızın, iletişim biçimimizin karşımızdakiyle
aramızda engel oluşturduğunu inceleyeceğiz.

Yazıyı bitirirken
“matematik” tablomuzda olan bir bölgeden daha söz etmeliyim: Sorunsuz
alan.
İşte bu alan eğitim ve öğretim alanıdır. Evde
anababaların, okulda öğretmenlerin etkili iletişim becerileri ile bu
alanı büyütmeleri gerekir. Etkin dinleme çocuğun sorunlarının
azalmasına, ben dili bizim sorunlarımızın azalmasına, çatışma çözme her
iki tarafın sorunlarının azalmasına dolayısıyla sorunsuz alanın
büyümesine neden olacaktır. Sorunlar hiçbir zaman bitmez. Sorunların az
olması değil, bu sorunların nasıl çözüldüğü önemlidir.

Anababalar
ve öğretmenler bu sorunsuz zamanda hem eğitim hem de öğretimi
rahatlıkla yapabilirler.

Sorunsuz alanda, örneğin akşamları onun
odasında masal okumadan önce “ Bu gün ……. Teyze sana nasılsın
dediğinde yanıtlamaman beni üzdü” Ya da “ Bu gün …….Teyze sana nasılsın
dediğinde senin ‘ iyiyim, siz nasılsınız?’ demen o kadar hoşuma gitti
ki benim kızım kocaman olmuş dedim kendi kendime” diyerek olumsuz
davranışlar ya da olumlu davranışlar üzerinde durabilir ve çocuğunuzu
eğitebilirsiniz. Çünkü o an yaşadığı olumsuz bir duygu yoktur. Oysa
misafir yanında “Çok ayıp bak ……Teyze sana nasılsın dedi. Ne demen
gerekiyor? Gel buraya nereye gidiyorsun?” dediğimizde çocuk olumsuz
duygular yaşıyordur. Kendinizden bilirsiniz, insan olumsuz duygular
yaşarken olumlu davranabilir mi? Çocuklar da büyükler gibidir. Çocuğun o
davranışı altında mutlaka kendince bir nedeni vardır. Sorunsuz zamanda
konuyu tekrar açtığımızda ve etkin dinleme yaptığımızda alttaki sorunu
su yüzüne çıkacaktır. Ve işte o zaman onu eğitme şansımız olabilir.
Misafir yanındaki etkisiz davranışımızın yalnızca kendimizi eğitim
vermeyen bir anne olma durumundan kurtarma çabasından başka bir etkisi
yoktur. Bir de şu etkisi olur. Çocuğumuz onu utandırdığımız için ek bir
duygu olarak bize de kızmaya başlar.

Sorunsuz zamanın değerini
ancak kullanmaya başlayınca anlayabilirsiniz.

Son bir not: Bazen
sorun kimin tanısını yanlış koyabilirsiniz. Yukarıdaki listeyi birkaç
arkadaş birlikte doldursanız herkesin aynı senaryoya aynı tanıyı
koymadığını görebilirsiniz. Önemli olan şudur: Koyduğunuz tanıya uygun
iletişim biçiminizi seçmeniz. Şu aşamada yalnızca tanı koyabilmeniz
önemli. Ondan sonra ne yapacağınız değil.

Daha önce de
söylemiştim, iletişim becerilerine sıra ile işlerlik kazandırılmalıdır.
Çocuk doyasıya kabulü yaşadıktan, iletişim engelleri ve sen dilini
unuttuktan, etkin dinlenildikten sonra ancak sizin duygularınıza duyarlı
hale gelebilir, ancak o zaman ben diliniz işe yarar.
Sorun kimin
saptamanızdan sonra örneklediğim için hemen sizler de ben dili, etkin
dinleme ve bildiğiniz kadarıyla çatışma çözmeye girişirseniz başarısız
olmanız olasıdır.

Benim verdiğim örnekler saptamanızdan sonra
gelecek için ne yapmanızın doğru olacağıyla ilintili örneklerdi.
Başarılı olmak için lütfen acele etmeyin ve adım adım gidin.
annenotlari.com


(Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken
mutlaka yazarın adını belirtiniz. Aksi takdirde 5846 sayılı fikir ve
sanat eserleri yasasına göre suç işlenmiş olur.)
avatar
canfeda
Müdür Yardımcısı
Müdür Yardımcısı

Aktiflik :
500 / 999500 / 999

Kadın
İtibar : 7
Kayıt tarihi : 20/01/09
Mesaj Sayısı : 154
Konum : Ankara
Ruh Halin :

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz