Duyguları Tanımak

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Duyguları Tanımak

Mesaj tarafından canfeda Bir Çarş. Mayıs 19, 2010 11:59 am

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]




"Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek"
bölümünde, Thomas
Gordon kitaplarını Türkiye'ye getiren ve Gordon'un Etkililik Eğitimi
üzerinde çalışmalar yapan eğitimci Birsen Özkan'ın yazıları bulunuyor.
Yazıları baştan itibaren sıra ile okumanızı tavsiye ediyoruz.



6- Duyguları Tanımak

Sevgili Anneler,

Bu yazıda Gordon öğretisine başlayacağımı
söylemiştim. Önceki yazılar bu öğretinin neden önemli olduğunu, O’nun
iletişim becerilerini uygulayabildiğimizde hangi eksiklerimizi
kapatabileceğimizi, “bir taşla kaç kuş vurabileceğimizi” göstermek
içindi. Önce olduğu gibi bu ve bundan sonraki yazılarda da zaman zaman
öğretinin yaşama geçirilebilmesini kolaylaştırmak için kültürümüzde
eksikliğini hissettiğim konular üzerinde durarak, bazı ekler yaparak
ilerleyeceğim.
Önce Gordon’un iletişim becerilerinin, adı üstünde
“beceri” olduğunu, yani öğrenilebilir olduğunu, biraz çabayla yaşama
geçirilebilir olduğunu söylemeliyim. Tıpkı yüzme, yürüme, bisiklete
binme, örgü örme vb. de olduğu gibi önce zor gelen, pratik yapa yapa
kolaylaşan, sonra da farkında olmadan kullanageldiğimiz
alışkanlıklarımız olacak bu beceriler.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Yeni bir konu yaşamımıza
girdiğinde, o konuda basamak basamak ilerleriz. Örneğin araba sürme
konusu gündeminde olmayan bir kişi bu konuda bilinçsiz
yetersizlik/cahillik durumundadır. Araba almayı düşündüğünü varsayalım, o
zaman araba kullanma konusu gündemine girer, bilinç oluşur ama henüz
becerisi yoktur. Bu durumda bilinçli yetersizlik/farkındalık basamağına
çıkar. Kursa gider öğrenir, belge alır bilinçli
yeterlilik/öğrenme-uygulama basamağına gelir. Bilinçli yeterlilik
durumunda yapılan uygulamalar beyinden yönetilir. Sürücü belgemizi
henüz aldığımız zamanları anımsayalım, koltuğa oturmamız bile düşünerek
olurdu. Aynaları kontrol eder, vites boşta mı diye bakar, debriyaj
pedalına sonuna kadar bastığımızdan emin olduktan sonra yavaş yavaş gaz
vermeye….. diye düşüne taşına arabayı hareket ettirmeye çalışırdık. Hele
bu yokuş yukarı bir yerde yapılıyorsa bu işe kaygı duygusu da
eklenirdi. Doğal olarak zaman zaman debriyaj-gaz dengesini
kaçırdığımızda motoru da durdururduk. Düşüne taşına işe yeni baştan
başlardık. Ustalaştığımızda nasıl oluyor sürme işi? Arabayı nasıl
hareket ettireceğimizi, ışıklarda ne yapacağımızı, nasıl park
edeceğimizi adeta hiç düşünmeden yapıyoruz. Neden? Çünkü artık
yaptığımız iş, uygulaya uygulaya beyinden omuriliğe geçmiş ve refleks
haline gelmiştir. Artık kişi BİLİNÇSİZ YETERLİLİK/YAŞAMA
basamağındadır. O bilgi artık kişi için yaşamının bir parçası olmuştur.

İletişim
becerilerini öğrenirken de aynı basamaklardan geçeceğiz. Zaman zaman
motoru durduracağız, ama pes etmeden uygulamayı sürdürdüğümüzde başarı
bizimdir. Motoru durdurmamak ya da ilk zamanlarda çok sık durdurmamak
için bundan önceki yazılardaki bilgileri özümsemiş olmak gerekir. Eğer
“biz paradigması”na sahip değilsek kazan-kazan yöntemiyle çatışma
çözmemiz olanaksızdır. Anababa-çocuk çaprazında iletişim kuruyorsak
üst-ast ilişkisi içindeyiz demektir ki bu hiçbir beceriyi
kullanamayacağımız anlamına gelir vs. Detaylandırırsak, iletişim
engellerini kullanmak ben dilinin etkili olmasını ve etkin dinlemeyi
becermemizi engeller. Etkin dinleme ve ben dili için çocuğumuzun
duygularını anlayabilmemiz, bunun için de önce iç gözlem yapmamız,
kendi duygularımızın farkında olmamız gerekir. Çocuğumuz kabulü doya
doya yaşamadan, duygularının anlaşıldığını hissederek varlığının
onandığını görmeden ben dilimiz geçerli olamaz. Özetle bu becerilerden
biri gelişmezse diğerleri de gelişip yerleşemiyor, bu nedenle beceriler
rast gele uygulanmamalı bir sıra takip etmelidir.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
1-DUYGULARI TANIMAK
Gordon’un duyguları tanımak diye bir konu
başlığı yok. Ben, bizim kültürümüz için bu konu üstünde durmamız
gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kültürümüzde duyguların dile getirilmesi
bastırılır. Erkekler korkmaz, erkekler ağlamaz; kızlar çok gülmez,
erkekler gibi öfkelenemez vs ile duygularımıza yabancılaşarak büyüyoruz.
Bunun sonucunda sağlıklı iletişim kuramıyoruz .

“İletişim bir
canın başka bir cana dokunmasıdır” demiştik. Can cana neyle dokunulur?
Duygularla. (Bu yazı dizisinde anne-çocuk eksenli olmak beni aslında
zorluyor. Çünkü iletişim büyükle ayrı, çocukla ayrı değildir. Bu nedenle
çocuk yerine zaman zaman “karşımızdaki” demeyi tercih edebilirim).
Prof.Üstün
Dökmen bir kitabında minik bir serçenin öyküsünü anlatır: Vakti
zamanında minik bir serçe varmış, bu serçecik gök gürültüsünden çok
korkarmış, gök gürlediğinde sırt üstü yere yatar, gök düşerse tutmak
için patilerini gökyüzüne kaldırır, bir yandan da “Çok korkuyorum, çok
korkuyorum, yüreğimin kırk kantar yağı eriyor” dermiş. Bu duruma tanık
olan biri “Ne kırk kantar yağı? Sen kaç dirhem edersin ki yüreğinde kırk
kantar yağ olsun?” demiş. Serçecik bu küçümsemeyi şöyle yanıtlamış:
“Herkesin dirhemi, kantarı kendine göre”.
Evet sevgili anneler siz
korktuğunuzda, eşiniz korktuğunda bir kilo ya da bir kilometre
korkuyorsunuz da, çocuğunuz korktuğunda bir gr. ya da bir cm. mi
korkuyor? Var mı duyguların bir ölçütü? Yok. Ölçütü olmadığı gibi
doğrusu yanlışı da yok. Duygu duygudur, o kadar.

Şöyle bir
senaryo düşünün: Bir pazar sabahı bir çift ormana pikniğe gidiyor.
Koşularını yapıp kahvaltılarına başladıklarında kadın sık ve ulu
ağaçların yapraklarının arasından güneş ışınlarının huzmeler halinde
yere doğru süzülüşünü fark ediyor. Zaten bu güzel atmosfer içinde biraz
coşkulanmış durumda. Eşine “ Bak canım güneş ışınlarının güzelliğine
bak, yaprakların arasından ne güzel süzülüyor” diyor. Erkek eşinin
gösterdiği yöne doğru dünyanın en önemli işini yaparmış gibi başını
döndürerek bakıyor “ Ne var bu kadar şaşıracak, doğal bir şey”, diyor.
Kadının yerinde siz olsaydınız ne hissederdiniz? Derinden hissetmeye
çalışın. Zamanı ilerletelim ikindi vakti olmuş, orman kalabalıklaşmış,
yanlarına başka bir aile gelmiş olsun. Konuştukları duyulacak
yakınlıktalar. Erkek olan bir ara “Şu güneş huzmelerini gördün mü? Ne
kadar güzel süzülüyorlar değil mi?” diye eşine soruyor. Bizim çiftin
bayanı siz olsanız bu kez ne hissederdiniz? Derinden hissetmeye çalışın?
O erkek ve onun eşiyle ilgili neler düşünürdünüz? En masumane olarak
“Ne şanslı kadın, böyle bir erkekle yaşamak ne güzeldir kimbilir?” der
misiniz, demez misiniz?

Sevgili Doğan Hoca, sanıyorum Biz Bilinci
kitabındaydı “Bazen on beş dakika önce tanıdığınız biri, 30 yıllık
eşinizden daha yakın oluverir size,” der. Evet öyle olur, çünkü
duygudaşlık olan sempati ve duyguyu anlamak olan empati iki insanın
gönül bağını kuruverir. Bu gönül bağıdır ki karşımızdaki insanla
iletişimimizi anlamlı ve değerli kılar. İnsanlar kendisini anlayan
birine daha sıcak, daha ılımlı ve daha saygılı davranır, çocuklar da
insandır ve çocuklar da aynı şeyleri hisseder ve bu duyguları kendisine
yaşatan büyüğüne böyle davranır.

Duygular iletişimde niye bu
denli önemlidir? Bunu anlayabilmek için beynimizdeki üç bölgenin
işlevini bilmeliyiz. Beş duyumuzdan sürekli olarak beynimize sinyallar
gönderilir. Bu sinyaller önce dağıtım istasyonu diyebileceğimiz talamusa
gelir.Talamus bu sinyalleri beyin diline dönüştürerek neokortekse ve
amigdalaya gönderir. Neokorteks beynimizin düşünen, soran, sorgulayan,
çözümleyen, kavrayan, konuşabilen, belirli duyguları yönetebilen ancak
tehlike anında amigdalaya teslim olan “akıllı” bölümüdür. Amigdala ise
limbik sistem içindeki duygu merkezidir. Neokortekse “düşünen beyin”
dediğimiz gibi, amigdalaya da“duygusal beyin” diyebiliriz.. Talamus ile
amigdala arasındaki yol, talamus ile neokorteks arasındaki yoldan daha
kısadır. İşte bu kestirme yol nedeniyle düşünen beynimiz daha ne olup
bittiğini anlamaya çalışırken amigdala duygusal bir tepkiyi başlatmıştır
bile. Özetle önce duygulanır sonra düşünürüz diyebiliriz.
Değer
verdiğimiz tüm ilişkilerimizde karşımızdaki insanda olumlu duygular
yaşatmak bunun için önemlidir.

İşte bunun için biz Türkler
duygularımızla yeniden buluşmalı, onları tanımalı ve yaşamımızı nasıl
yönlendirdiklerinin farkına varmalıyız.

Şimdi not defterinize kaç
tane duygu adı biliyorsanız yazın. Bu çalışmayı eşinizden de isteyin.
Çocuklarınız anlayabilecek düzeydeyse onlar da kendi listelerini
oluştursunlar. Küçüklerse sorun, yanıtlasınlar, siz liste yapın.
Listelerinizi yüksek sesle okuyun. Kaç duygu bulduğunuzu sayın.
(Babaların buldukları duygu sayısının annelerinkinden daha az olması
beklenir bir şeydir. Biz kadınlar duygu konusunda erkeklere göre biraz
daha özgürüz.) Böyle basit ve küçücük bir çalışma bile aile iklimini
yumuşatan, eşleri birbirlerine yaklaştıran bir etki yapar.


En son canfeda tarafından Çarş. Mayıs 19, 2010 12:02 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
canfeda
Müdür Yardımcısı
Müdür Yardımcısı

Aktiflik :
500 / 999500 / 999

Kadın
İtibar : 7
Kayıt tarihi : 20/01/09
Mesaj Sayısı : 154
Konum : Ankara
Ruh Halin :

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Duyguları Tanımak

Mesaj tarafından canfeda Bir Çarş. Mayıs 19, 2010 12:00 pm

Şimdi ödev zamanı:

a) Bir hafta boyunca ilişkide bulunduğunuz
insanlarla yaşadığınız duyguları fark etmeye çalışın. Adını
koyabildiklerinizi panonuza ya da buzdolabınıza iliştirdiğiniz bir
kâğıda yazın. Göreceksiniz ki duygu listeniz zenginleşecek. Şu kişi bana
şunu dedi, ben ne hissettim diye düşünmeye başlamak iç gözlem yapmak
demektir. Bunu eşiniz ve çocuklarınız da yaparsa hafta sonu bir aile
toplantısında yeni listenizi oluşturabilirsiniz. Bu sizin ailenizin
duygu listesi olur. Bu liste hepinizin ulaşabileceği bir yerde durur ve
herkes yeni duygularını eklemeyi sürdürürse ailenin duygu dünyası
zenginleşir.

b) Hafta boyunca çocuğunuzun ya da eşinizin bir
davranışına karşı hissettiğiniz duyguları yakalamaya çalışın. Hiç yorum (
doğru-yanlış, güzel-çirkin, iyi kötü vb) yapmadan “Sen şunu yapınca
ben bunu hissettim,” demeye başlayın. Çocuğunuz henüz duygularını
dillendiremeyecek kadar küçükse, hangi duyguyu yaşadığını beden diline,
yüz ifadesine bakıp anlayabilir ve ona fark ettirebilirsiniz. Henüz
yürümeye başlayan bebeğiniz “birey olma” ihtiyacını doyurmak için elini
tutmanıza izin vermediğinde “Kendi kendine yürümek çok hoşuna gidiyor,”
ya da ayakkabısını giyemediği için hırçınlaştığında “Ayakkabını
giyemeyince üzüldün,”diyerek duygusunun adını koyup ona geri
gönderebilirsiniz. Böylece çocuğunuzun duygusal zekâsı gelişir.

Bir
haftalık ödeviniz bu kadar. Haftalık diyorum, çünkü her hafta bir
konuyu, beceriyi işlemeyi düşünüyorum. Fakat zaman zaman yaşamımın
sıkışıklığı nedeniyle bu yazıda olduğu gibi aksama olabilir.

Daniel
Golaman , bu yazının bir bölümüne kaynaklık eden Duygusal Zekâ
kıtabında “ Söz gelimi yüksek IQ (zeka katsayısı)lu birinin
çuvallamasında, ve ortalama IQ lu birinin şaşırtıcı derecede başarılı
olmasında acaba hangi etkenler rol oynuyor? Kanımca bu fark, duygusal
zeka (EQ)denilen yeteneklerde yatıyor. Özdenetim, azim, sebat ve kendi
kendine harekete geçebilmeyi sağlıyor. Bunlar çocuklukta öğretilebilir
ve bu sayede genetik piyangoda kişiye çıkan entelektüel potansiyeli(IQ)
daha iyi kullanabilme şansı elde edilebilir,” ve “Dürtü duyguların
ifade ortamıdır, tüm dürtülerin özü kendini bir eylemde ifade etmek
isteyen hislerdir,” der.

Ben de bu bilgiler ışığında şunu
söylüyorum: Kişi duygularını dillendirebilecek bir psikolojik ortamda
yaşıyorsa özellikle olumsuz duygularını söyleyebildiğinde, dürtünün
yapmasını istediği davranışı (karşısındakinin suratına bir yumruk
atmak)yapmaktan vaz geçebilir. Çünkü duygu boşalımı insanı gevşetir.

Bu
nedenle çocuğumuzun özellikle olumsuz duygularını söylemelerine izin
verelim. “Senden nefret ediyorum” diyen miniğimize, “Çok ayıp insan
annesinden nefret eder mi? Bir daha duymayayım,” yerine, “Ben seni
kızdıracak bir şey yapmışım ya da kısaca, sen bana kızmışsın,” demek
çocuğunuzu anladığınızı ona anlatır ve anlaşıldığını hisseden çocuğun
kızgınlık duygusu söner. Bilgi alışverişi olduğu için yetişkin benliği
gelişir.

Duygusal zekâsı yüksek çocuklar yetiştirme yolunda
hepinize kolay gelsin.

Birsen Özkan

annenotlari.com


(Birsen Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken
mutlaka yazarın adını belirtiniz. Aksi takdirde 5846 sayılı fikir ve
sanat eserleri yasasına göre suç işlenmiş olur.)
avatar
canfeda
Müdür Yardımcısı
Müdür Yardımcısı

Aktiflik :
500 / 999500 / 999

Kadın
İtibar : 7
Kayıt tarihi : 20/01/09
Mesaj Sayısı : 154
Konum : Ankara
Ruh Halin :

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz