Paradigmaların Kaçınılamaz Etkisi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Paradigmaların Kaçınılamaz Etkisi

Mesaj tarafından canfeda Bir Çarş. Mayıs 19, 2010 12:20 pm

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



"Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek" bölümünde, Thomas
Gordon kitaplarını Türkiye'ye getiren ve Gordon'un Etkililik Eğitimi
üzerinde çalışmalar yapan eğitimci Birsen Özkan'ın yazıları bulunuyor.
Yazıları baştan itibaren sıra ile okumanızı tavsiye ediyoruz.


3-Paradigmaların Kaçınılamaz Etkisi

Bu yazıda paradigmalarımızın
davranışlarımızı dolayısıyla iletişimimizi nasıl etkilediğini ortaya
koymaya çalışacağım.
Paradigma nedir? Düşünce kalıbı ya da
kalıplaşmış düşünce. Gordon der ki “Akvaryumdaki bir balığın
hareketlerini sınırlayan şeyin cam olduğunu balık nasıl bilemezse, biz
de davranışlarımızı sınırlayan ya da yön veren şeyin paradigmalarımız
olduğunu bilmiyoruz.” Prf. Doğan Cüceloğlu paradigmaların,

1.
Ne,
2. Nasıl sorularına yanıt verdiğini söyler.

Farklı
kültürlerden iki insana sorsak “Eşcinsellik nedir?” diye. İranlı da
İsveçli de aynı yanıtı verir. Çünkü sözlük anlamını sormuş oluyorum.
Nasıl bir şeydir, iyi midir, kötü müdür diye sorsak birbirlerinden çok
farklı yanıtlar almam kesindir. Çünkü işin içine kültür yani değerler
giriyor.


Bir gazete haberinde okumuştum, bir gence arkadaşları “Senin
ağabeyin eşcinselmiş, doğru mu?” diye sormuşlar, delikanlı gitmiş evine,
tabancayı alıp dönmüş, bir arkadaşını öldürmüş, diğerini ağır
yaralamış. Çünkü O’na göre eşcinsellik çok kötü bir şeydir ve ağabeyi
için kimse bunu söyleyemez. Aynı soruyu bir İsveçliye sorsak “Bana niye
soruyorsunuz kendisine sorun ya da bilmiyorum,” gibi bir yanıt
verebilir. Bu ve bunun gibi binlercesinden yola çıkıp diyebiliriz ki :

İnsan
davranışlarına paradigmalar yön verir.

Birkaç örnekle
biraz daha zenginleştirelim: İki erkek düşünün, akşam işten çıkıp
evlerine giderlerken eşlerine çiçek alıyorlar. İkisi iki ayrı evin
zilini çalıyor ve sevgili eşleri kapıları açıyor, çiçekleri görünce
mutlu olan eşler kocalarının boyunlarına sarılıp yanaklarına birer
öpücük konduruyorlar. Ama evlerden birindeki eş aniden sıcak
karşılamadan vazgeçip “Hayrola sen bu gün bir kabahat mi yaptın ki bana
çiçek almak aklına geldi?” diye soruveriyor. Çünkü anne ve anne
arkadaşlarından ya da kendi arkadaş sohbetlerinden edindiği bir bilgi
vardır: Erkekler yanlış bir şey yaptıklarında eşlerine armağanlar
getirmeye başlar. Paradigma bu olunca davranış da reddetme oluyor doğal
olarak.

Bir örnek daha: Amerikalı bir girişimci iki raportörünü,
orada ayakkabı fabrikası açarsa işi yapar mı yapmaz mı incelesinler diye
Afrika’ya gönderiyor. Ülkelerine dönen bu iki kişi bir birinden tümüyle
farklı raporlar sunuyorlar. Biri “Afrika’da hiç iş yapamayız, çünkü
kimse ayakkabı giymiyor.” Diğeri “Derhal fabrikayı kurmalıyız, çünkü
henüz kimse ayakkabı giymiyor”diyor.
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Epiktetos 2000 yıl önce bu gerçeğin farkına varmış biz hala
ayılamıyor ve kendi doğrumuzun mutlak doğru olduğunu sanıyoruz. Şimdi
artık formülü verelim:
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


Paradigmamız karşımızdaki kişinin (çocuğumuz, eşimiz, annemiz,
arkadaşımız….)davranışını algılamamızı; algımız davranışımızı;
davranışımız da sonucu etkiler.

Örnekleyelim: Bir anne-çocuk,
çocuklu bir eve misafirliğe gidiyor. Anneler sohbet ederken çocuklar da
çocuk odasında cıvıldayarak, kahkahalar atarak neşe içinde oynuyor.
Şimdi annelere birer paradigma verelim: Misafir annenin paradigması
“Çocuklar ev dışında uslu olmalıdır,” olsun. Ev sahibi annenin
paradigması da “Çocuklar için oyun ve sosyalleşme çok önemlidir,” olsun.
Çocuklar sevinçle koşarak annelerinin yanına gelip kovalamaca oynamaya
başlıyor. Biri annesinin arkasına saklanıyor, diğeri masanın etrafını
dolanıyor vs.

Misafir anne paradigmasına göre çocuğunun
davranışını nasıl algılayacaktır? Yaramazlık! Nasıl davranacaktır?
“Bağırma, koşma, çok ayıp, uslu uslu oynamazsan seni yanıma oturturum,”
Böyle bir yaklaşımla, yani davranış değiştirmeye yönelik bir tutumla
nasıl bir sonuç çıkacaktır? Başkalarının dediklerine çok önem veren,
uslu ya da mizacına uymuyorsa asi bir kişilik oluşumu. (Tabii bir iki
davranışla bu sonuca ulaşılmayacağı bir gerçektir. Davranışlar tutuma
dönüşmüşse böyle bir sonuç görülebilir.)

Ev sahibi anne ise
“Çocuğum arkadaşıyla oynuyor,mutlu” diye algılayıp kendisi çok rahatsız
olmuyorsa müdahale etmeyecektir. Sonuç olarak farklı bir kişiliğin
temelleri atılacaktır.

Çocukları denetlemek ile etkilemek
arasındaki fark pek bilinmez. Aslında çok önemlidir.
Geleneksel disiplinle eğitimde anababalar, ödül-ceza da kullanarak
çocuğu denetlemek için enerji harcar. Etkileyen disiplinli bir eğitimde
çocuğa nedeni, niçini…. öğretmek, düşündürmek, duyguları fark ettirmek….
için zaman harcanır.

Çocuk denetlenirse dış disipline
uyum sağlamayı öğrenir ve bağımlı olur; etkili iletişim becerilerinin
kullanıldığı bir disiplinle eğitilirse etkilenir ve iç disiplin
geliştirir.


Amacımız denetlemek değil etkilemekse o
zaman [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] sonundaki sorunun yanıtını verelim.
Bu yanıt sizin annelik paradigmanızı gösterecektir. Hatırlayalım:

1.
“Ben büyüğüm, doğruları ben bildiğim için benim dediğim olur”
yaklaşımında mısınız? Gordon bu yaklaşıma kazan(anne)-kaybet(çocuk)ya
da Yöntem I diyor. Doğan Cüceloğlu ise Ben
Bilinci
diyor.
2. “O henüz minnacık onun dediği olsun,
üzülmesin” diyenlerden misiniz? Gordon bu yaklaşıma kaybet(anne)-kazan(çocuk)
ya da Yöntem II diyor. Doğan Cüceloğlu ise Sen
Bilinci
diyor.
3. Önce sabır, sabır……. deyip
dayanamayacak noktaya geldiğinizde başa dönenlerden misiniz? Gordon bu
yaklaşıma kaybet-kaybet diyor.
4.
Yoksa, kendinizi yok saymadan; çocuğunuzun da yaşı, boyu ne olursa olsun
onu kendinizle aynı haklara sahip bir “birey” olarak görüp üst-ast
ilişkisi oluşturmadan iletişim kuranlardan mısınız? Gordon bu yaklaşıma
kazan-kazan ya da Yöntem III
diyor. Doğan Cüceloğlu ise Biz Bilinci diyor.

Yanıtınız
1,2,3 ten biri ise sonuç olarak ………….özelliklere sahip çocuk
yetiştirmeniz şansa kalmış demektir. Yukarıdaki slayta tekrar bakarsanız
paradigmadan sonuca gidiliyordu. Eğer paradigmanız kazan-kazan/biz
bilinci ise sonuç gerçekten sorunlarını çözebilen, sorumluluk duygusu
gelişmiş, duygulara duyarlı, iç disiplinli….çocuklar yetiştirmek
gerçekten çok kolay. 1,2,3 ten birindeyseniz o zaman önce paradigma
değişikliği yapmanız ve biz bilincini kendinize paradigma edinmelisiniz.
Kolay mı? Hayır ama olası. Çünkü paradigmalar öğrenme sonucu elde
edildiklerine göre, öğrenmeyle yerine başkası konabilir. Yeter ki
inanalım ve etkileyen bir iletişim kurmaya karar
verelim.


Zaten Paradigma değişikliği yapılmadan davranışlarda
yapılan değişiklikler (etkili iletişim becerileri: etkin dinleme, ben
dili vs) yüzeysel ve kısa süreli olur.
Kızgınlık ve zor
zamanlarda eski davranışımıza
dönüveririz.

Özetleyelim:
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Önce biz paradigmasına/bilincine
inanarak ve ödül-ceza kullanmaya gerek bırakmayan etkili iletişim
becerilerini kullanarak hem çocuğumuzu istediğimiz gibi yetiştirmek hem
de mutlu anne olmak şansını elde edebiliriz.

Önümüzdeki yazıda
insanların çoğunun neden biz bilincine ulaşmadan bu dünyadan göçüp
gittiğine, yaşamları süresince de çocuklarıyla kuşak çatışmaları
yaşadıklarına değineceğiz. Kuşak çatışması kaçınılmaz değildir. Tek
yapacağımız, çocuğumuzun yanımızda kendini “var ve değerli”
hissetmesidir. Bu da etkili iletişimle sağlanabilir.

Anneliğiniz
kolay gelsin.
Sevgiler,
BİRSEN ÖZKAN


(Birsen
Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken mutlaka
yazarın adını belirtiniz. Aksi takdirde 5846 sayılı fikir ve sanat
eserleri yasasına göre suç işlenmiş olur.)
avatar
canfeda
Müdür Yardımcısı
Müdür Yardımcısı

Aktiflik :
500 / 999500 / 999

Kadın
İtibar : 7
Kayıt tarihi : 20/01/09
Mesaj Sayısı : 154
Konum : Ankara
Ruh Halin :

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz