Birsen Özkan'la Etkili Eğitimde İlk Adımlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Birsen Özkan'la Etkili Eğitimde İlk Adımlar

Mesaj tarafından canfeda Bir Çarş. Mayıs 19, 2010 12:29 pm

"Ödülsüz cezasız çocuk yetiştirmek" bölümünde, Thomas
Gordon kitaplarını Türkiye'ye getiren ve Gordon'un Etkililik Eğitimi
üzerinde çalışmalar yapan eğitimci Birsen Özkan'ın yazıları bulunuyor.
Yazıları baştan itibaren sıra ile okumanızı tavsiye ediyoruz.


2-Birsen Özkan'la Etkili Eğitimde İlk Adımlar

Bu yazı köşesinin adı ÖDÜLSÜZ-CEZASIZ ÇOCUK YETİŞTİRİLİR Mİ? Olacak.

Yazılar
bir sıra izleyecek, bittiğinde Gordon öğretisinin “Etkili İletişim
Becerileri”ni en kolay ve doğru uygulayabilecek sırada görmüş olacağız.

Ancak
hemen Gordon’a başlamayacağız. Çünkü her insanın, özellikle
yetişkinlerin öğrenmesi bir gereksinmeye dayanıyorsa, yani motivasyonu
yüksekse kolay ve kalıcı olur. Bu nedenle önce yeni bir iletişim
biçimine ihtiyacımız var mı? Nasıl bir çocuk yetiştirmek istiyoruz?
Eğitim biçimimizde ödül- ceza var ise çocuklarımız nasıl yetişkinler
olurlar? Bu ve bazı diğer konular üzerinde durarak bir altyapı oluşturup
“Etkili İletişim Becerileri” (EİB) ne sonra geleceğiz. Bu becerileri
yalnız çocuklarımızla değil işimizde, eşimizle ve değer verdiğimiz tüm
ilişkilerimizde kullanabileceğiz.

Artık başlayalım:

İlk
yazıda örneklediğimiz gibi, çocuk eğitimi belki de ilk insanlardan bu
yana geleneksel yapıdan kurtulamamıştır. Nedir bu geleneksel yapı?
Üst-ast ilişkisi. Bu üst- ast ilişkisi nedeniyle, her nesil kendinden
bir sonraki neslin davranışlarına tahammül edemiyor ve bu nedenle
yaşlıca biri otobüste, dolmuşta “Gençler bizim zamanımızda böyle
değildi” cümlesini yüksek sesle konuşan öğrencilere duyuracak biçimde
söyleyiveriyor.

Kitapların çevirmeni arkadaşım Emel Aksay’ın
rahmetli annesine bir arkadaşı şöyle demiş: “ Ahh ah, biz yanlış zamanda
dünyaya geldik. Kayınvalidelerin baş tacı olduğu zamanlarda gelin
olduk, gelinlerin baş tacı olduğu zamanda kayınvalide olduk.” Şimdiki
anabalar ve öğretmenler de bence aynı durumda. Hızla değişen ve
yozlaşan değerler ve buna bağlı olarak değişen toplum kültüründe çocuk
yetiştirmek giderek zorlaşıyor. Gerçekten eskiden evde çocuklar, okulda
öğrenciler büyükler “Hişşt” dedi mi susardı. Şimdi artık böyle olmuyor
(iyi ki de olmuyor aslında), büyüklerin “hişt”lerini duymuyorlar bile.
Anababaların, öğretmenlerin işi de giderek zorlaşıyor. Dört-beş
yaşındaki çocuklar bilgisayar kullanıyor, ilk okulda internetle dünyaya
açılıyor. Bu çocukları geleneksel yöntemlerle eğitmenin olanağı var mı?


Büyüklerin çocuklar üzerinde etkili olabilmeleri için başka
yöntemlere, özel becerilere ihtiyaçları var. Elimizde başka bir yöntem
olmadığı-sanıldığı- için olsa gerek, çocuğumuzu eğitmek için genellikle
ödül-ceza da içeren geleneksel yöntemlere başvuruyoruz. Ceza, şükür ki
kendini geliştiren anababaların artık vazgeçtiği bir araç olma
yolunda. Ancak ödülün bırakın zararını, yararlı olup olmadığı bu kesim
tarafından bile tartışılmıyor. Bunun iki nedeni var:

Birincisi,
ödülün eğitim ve öğretimde pekiştireç olarak kullanılması gerektiğini
psikoloji otoritelerimizden dinleyip okumamız,

İkincisi,
ceza verirken yaşadığımız olumsuz duyguları ödül verirken yaşamıyor
olmamız, hatta her iki tarafın da güzel duygular yaşaması, ödülün
sorgulanmamasına neden oluyor. Özetle şimdilik, ödül-cezanın
kötüsü atılıp cicisiyle iş görmeye çalışıyoruz ve aklımız iyice
karışıyor. İlk yazıda hangi tip annesiniz, diye sormuştum. Benim
gözlemim şimdiki annelerin çocuk eğitiminde genellikle yumuşak, ama baş
edemedikleri durumlarda sertleşen gel-gitli bir yöntem kullandıkları
ve çoğunlukla da bu durumdan rahatsız oldukları. Çoğu anne “ Ben annem
gibi olmayacağım” diyor, fakat kendisini annesi gibi davranırken
“yakalayıveriyor”.

Çocuğumuzu eğitirken ne sert ne de
yumuşak olmaya gerek kalmadan,“kendimiz gibi olarak ” onunla iletişim
kurabilir ve onun “olmak istediği gibi” bir insan, aynı zamanda da
atılgan bir birey olmasını sağlayabiliriz.

İşte bu noktada
anababaların (AB) desteğe ihtiyacı var diye düşünüyorum. AB ların
çocukları üzerinde etkili olabilmeleri için aralarında çok özel bir
bağın olması gerekiyor.

Bu bağ : ETKİLİ ETİŞİM
dir.
Bu yazı dizisinde bu bağın nasıl kurulacağını göreceğiz. Ödüllendiren-cezalandıran
yani çocukları denetleyen geleneksel disiplin yerine, otokratik
olmayan, demokratik yani çocukları etkileyen bir yöntemden ve bu
yöntemin öğrenilebilir becerilerinden söz edeceğiz.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Soru: Çocuğunuzun yetişkin
olduğunda hangi kişilik özelliklerine sahip olmasını istersiniz?

Yanıtlarınızı
not defterinize yazın lütfen. Sorunlarını çözebilen, sorumluluk sahibi,
duyarlı vb.

Bu yazdıklarınız bir SONUÇtur. Çok iyi biliyorum ki
hepsi de olumlu özelliklerdir. Her AB aynı benzeşik özellikleri ister,
özellikle iç denetim ve sorumluluk duygusu konusunda. Peki bunu nasıl
sağlayacağız? Binlerce yıldır kullanılan geleneksel disiplin
anlayışından farklı bir disiplin anlayışının gereklerini yerine
getirerek.

Dr. Thomas Gordon “Çocukta Dış Disiplin mi; İç
Disiplin mi?” adlı kitabında disiplinin iki “hali” olduğunu söyler:

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

İsim hali: Kural ve
yönetmeliklere uygun sergilenen davranış ve kurulan düzen anlamına
geliyor. “Sınıfta disiplin, vb. isim hali sözlük anlamıdır, kurallara
uymayı ve saygıyı akla getirir.

Yüklem hali: Eğitim vererek ve
denetim altında tutarak boyun eğdirmek, düzene sokmak, düzeltmek,
yola getirmek anlamlarına geliyor.

İsim halinde anlaşmazlık yok,
hepimiz o konuda aynı düşüncedeyiz. Kurallar olmazsa kaos olacağını
biliriz. Sorun, istediğimiz kişilik özelliklerini çocuklarımıza
kazandırırken hangi yolu kullanacağımızdır, yani disiplinin yüklem hali.
Çocuğumuzu nasıl eğiteceğiz? Hangi yöntemi kullanacağız? Ödül-ceza
vermeden bunu başarabilir miyiz? Ya da eğitim sistemimiz ödül-ceza
içeriyorsa istediğimiz sonuca ulaşabilir miyiz? Çocuğumuz istediğimiz
gibi ……….özelliklere sahip bir yetişkin olabilir mi?

Çünkü: Eğitim
sistemimizde ödül ceza varsa çocukta dış disiplin; ödül-ceza içermeyen
Etkili İletişim Becerilerinin kullanıldığı bir sistemle çocukta iç
disiplin gelişir.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Biraz açalım: Ödül hevesiyle ya
da ceza korkusuyla yemeğini yiyen, dersini çalışan, uslu duran çocuk,
yalnız olduğunda ona “hadi” diyen olmadığı için yapması gerekenleri
yapmaz. Kendi dışında birinin kendisine sürekli olarak hatırlatmasına,
baskı yapmasına bağımlı olur. Bir davranışı ödül almak ya da cezadan
kaçmak için yapar. Yani yapması gereken davranışı kendi içinden gelerek
değil, bir dış etken nedeniyle yapar. Böyle çocuklarda dış disiplin
gelişmiştir.
İç disiplini gelişmiş çocuklar ise, kimsenin “hadi”
demesine gerek kalmadan gerekli davranışları gösterir. Annesinin
çağırmasına gerek kalmadan yemeğini yer, babasının uyarısı olmadan
dersini çalışır vb. Çocuk korkudan ya da bir beklentiden dolayı böyle
davranmaz, öyle olması gerektiği için kendiliğinden öyle davranır.
Doğaldır
ki çocuklar kendiliğinden iç disiplin
geliştiremezler.
Her insanın dünyada biricik oluşu ne denli gerçekse, insan
ilişkilerindeki neden-sonuç yasaları da o denli gerçektir. Başka bir
deyişle çocuğumuzun…………….. özelliklere sahip olması, iç disiplin
geliştirmesi bizim belirli davranış ve tutum içinde olmamızın doğal
sonucudur.

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Eğitim sistemimizin içinde
ödül-ceza vermeye dayalı davranışlarımız varsa sonuç, kendi sorunlarını
çözebilen, sorumluluk sahibi, hak yemeyen-hakkını yedirmeyen(atılgan),
özgür ve özgün düşünen,kendine ve başkalarına saygılı, duygulara
duyarlı…….vb. özelliklere sahip bir çocuk değil; itaati ya da isyanı
öğrenen, kendi başına karar veremeyen,sorumluluk alamayan.. vb.
özelliklere sahip bir çocuk yetiştirmiş oluruz. Baskı ile yalnızca
davranış değiştirebiliriz, sorumluluk duygusu gibi soyut değerler ancak
etkili iletişim davranışlarıyla mümkündür.(Ödül-ceza konusunu geniş
olarak “Çocuk üzerinde güç kullanmanın etkileri” bölümünde ele alacağız)
Hepimiz
aynı sonucu istiyoruz ama farklı farklı davranıyoruz. Farklı nedenler
biliriz ki farklı sonuçları doğurur, aynı sonucu değil.

Bir
kitap okumuştum, bana tek bir cümle kazandırmıştı. Yazar, havaalanında
uçuş için bekliyormuş, yanında bir bey oturuyormuş ve evlilik yüzüğü
işaret parmağındaymış. Bunun nedenini çok merak eden yazar sormuş
“Beyefendi yüzüğünüz neden işaret parmağınızda?” Yanındaki, “Yanlış
kadınla evliyim de ondan. Eğer doğru kadınla evlenmiş olsaydım yüzüğümü
yüzük parmağıma takardım.” demiş.

Son yıllarda bir modadır
gidiyor, “Doğru insan-yanlış insan”. Aslında doğru kadın/erkek, yanlış
kadın/erkek; doğru AB-çocuk, yanlış AB-çocuk yoktur. “Doğru” dediğiniz
insanla evlenirsiniz, yanlış davranırsınız, “Doğru insanınız bir müddet
sonra ”Yanlış” insan olmaya başlar. Bu nedenle diyoruz ki doğru insan-
yanlış insan yoktur; doğru davranış, yanlış davranış vardır. Belki de
çocukların ve gençlerin kabul edemediğimiz davranışlarının asıl nedeni,
bizlerin yanlış davranışlarıdır, der Gordon.

Dönelim yine AB
ların aynı sonucu istedikleri halde farklı davranmalarının nedenlerine.
Bunun nedenlerini, çocukluk anılarınıza dönerek bulabilirsiniz. (Bu
uygulamayı eşlerinizle birlikte yaparsanız farklılıklarınızı da
görebilirsiniz.) Kapatın gözlerinizi ve çocukluğunuzda AB nızla
ilişkilerinizi anımsamaya çalışınız. AB nıza ters gelen, kabul
edemedikleri bir davranış yaptığınızda nasıl tepki verirlerdi? Birkaç
olayı ve tepkilerini not defterinize yazınız. Şimdi, sizin annelik
davranışlarınızda annenizin payının olup olmadığını düşünün ve yanınızda
eşiniz varsa paylaşın. Seminerlerimde paylaşım sırasında annelerin
çoğu, ne kadar kitap okusalar da, annelerinden daha bilinçli anne olma
yolunda ilerleseler de zorda kaldıklarında anneleri gibi davrandıklarını
söyler. O zaman durumu özetlerim: “Paylaştıklarımızdan şu sonuca
varabilir miyiz? Çocuğunuzla olan ilişkinizde sorun yokken anneliğinizi
geliştirmek için edindiğiniz bilgilere göre davranıyorsunuz, ama sorun
olduğunda, ani tepki verdiğiniz zamanlarda anneniz gibi
davranıyorsunuz.” Arkadan şunu sorarım: “Zorda kaldığımızda annelik
davranışlarımız, annemizden farkında olmadan edindiğimiz bir düşünce
kalıbının etkisinde gerçekleşiyor diyebilir miyiz?” Yanıtlar hep evet
oluyor. Peki nedir bu düşünce kalıbı? Yaşanılan ortam içinde annenizle
ilişkinizde farkında olmadan öğrendiğiniz bu düşünce kalıbına yine son
yılların moda deyişiyle PARADİGMA diyoruz.
Bir sonraki yazıda
paradigmalarımızın iletişimimizi nasıl etkilediği üzerinde duracağız.
Birkaç konu üzerinde daha durduktan sonra Gordon için alt yapı bana göre
hazırlanmış olacak ve “Etkili İletişim”e geçeceğiz.
Sevgilerimle..



(Birsen
Özkan yazılarından metin ya da resimlerden alıntı yaparken mutlaka
yazarın adını belirtiniz. Aksi takdirde 5846 sayılı fikir ve sanat
eserleri yasasına göre suç işlenmiş olur.)
avatar
canfeda
Müdür Yardımcısı
Müdür Yardımcısı

Aktiflik :
500 / 999500 / 999

Kadın
İtibar : 7
Kayıt tarihi : 20/01/09
Mesaj Sayısı : 154
Konum : Ankara
Ruh Halin :

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz