Bir Kadının Evde Geçen Yirmidört Saati

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Bir Kadının Evde Geçen Yirmidört Saati

Mesaj tarafından canfeda Bir Çarş. Mayıs 19, 2010 8:45 pm

Bir Kadının Evde Geçen Yirmidört Saati


Hanımların sık sık maruz kaldığı bir söz var. Hani, beyler,
işleri yolunda olmadığı zamanlar bu silâhı sıkça kul­lanırlar;


"Hanım, bütün gün evdeydin! Ne yaptın?" derler.
Şu, bütün gün evde rahat rahat oturan, hiçbir iş yapma­yan ev
hanımlarına bakalım, neler yapıyorlarmış. Kim bilir, beyler belki
bundan sonra artık bu sözü kullanmaktan vaz­geçerler, belli mi olur?


* * *

Diyelim ki kadın kahramanımızın üç çocuğu var...

Sabah saat 6, bebeğin mama saati. Yedir, altını değiştir
derken saat 7 olmuş. Oğlunun kalkma saati. Bebeği yatağına bırakıp
oğlunun odasına koşuyor. Onu yedir, okula hazırla derken saat 7:30
olmuş. Servis kapıda: "Hay Allah, bugün de geç kaldık!"


Bu arada, yatağa bıraktığı bebeğin yanına koşuyor. Onunla
ilgilen, uyutmaya çalış derken bir de bakmışsın saat 8'i geçiyor. Eşinin
kalkma, işe gitme saati çoktan gelmiş. Onu kaldır, kahvaltısını yaptır,
saat 9'a doğru yolcu et. Tam kapıyı kapatacak ki, küçük kız "Anne!"
diye sesleniyor. He­men onun odasına koş. O da ne? Kardeşi oldu olalı
altını ıslatıyor. Hemen alıp banyoya götür, üzerini değiştir, yatak
ör­tülerini çamaşır makinesine at. "Bugün çok şükür çamaşır yok" derken
banyo birden çamaşırla doluyor.


Bu arada be­bek uyumuşsa şanslı günü, eğer o da bir taraftan
ağlıyorsa eli ayağına dolanıyor. Küçük kızı yedir derken tekrar bebe­ğin
mama saati. Bütün bu koşuşturmalar arasında saatin na­sıl geçtiğinin
farkında bile değil: "Vakit nasıl da geçmiş!"



Birazdan oğlu gelecek. Öğle yemeğini ocağın üzerine koymak
gerek. "Ne pişirsem acaba? Bir şey de beğenmez ki! Mızmızlanır. Ama
olsun, yine de bir şeyler yapmalı..." Oca­ğa bir şeyler koyup düşünür.
Ev savaştan çıkmış gibidir. Acaba hangi odadan başlasa?.. Yatak
odasından mı, çocuk odasından mı, mutfaktan mı, yoksa çamaşırların dolu
oldu­ğu banyodan mı?


Odalar arasında koşuşturup şöyle etrafı bir düzeltip mutfağa
yemeğe bakmaya giderken kapı zili ça­lıyor. "Ne çabuk saat yarım olmuş!"
Oğlu kapıda. "Anne ben geldim!" Tekrar onun üzerini değiştir, yedir.
Küçük kızı yedir, bebeği doyur, uyut. Tam kalkıp yarım kalan işleri
yapacakken oğlu "Anne, derslerimde yardım eder misin?" der. Ona yardım
ederken, diğer taraftan da uyumamak için huysuzlaşan bebeği ayağında
sallar...


"Bugün ne kadar yaramazlık yaptı! Gazı var herhalde..."


Onu yatağına koyar ve zamanla yarışmaya başlar. Derken aklına
makinede bekleyen çamaşırlar gelir. Akşam yemeğini düşünürken
çamaşırları serer. Sererken de kendi kendine konuşur: "İyi ki şu
otomatik makine icat edildi. Neydi önceleri! Bezi yıka, hadi olmadı
kaynat, hadi bu da ol
du çocuk pişik olmasın diye onları
tek tek ütüle... Ne zor şu kadınlık! Üstelik de nankör bir iş.
Yaparsın, yaparsın, sonra da beyin gelir 'Bütün gün ne yaptın?' der.


Neyse, şim­di bunları düşünmenin sırası değil." Mutfağa
geçer. Öyle ya, bey birazdan gelir ve daha kapıda "Hanım, ne pişirdin?"
der. "Pişiyor" dese, "İnsaf yani, bütün gün ne yaptın, bir ye­meği de mi
yapmadın?" diyecek. "Daha beter sinirlerim bo­zulmadan iyisi mi yemeği
hazır edeyim."


Tabiî, bu arada kü­çük kız, annesinin bacaklarında, "Süt
isterim!" diye tutturur. Kardeşi oldu olalı kıskançlığı üzerinde. Onun
sütünü ısıtır­ken bebek yatağından avaz avaz bağırmakta... "Oğlum,
kar­deşine biraz baksana!" Bakarsa ne âİâ, ne hoş; yok eğer bak­mazsa
küçük kız sütünü içene kadar ağlayacak.



Aradan zaman geçmiş, evin erkeği gelmiş. Hanım derin bir
nefes alır: "Hiç değilse bebeği verir, rahat bir yemek ha­zırlarım." Ama
ne mümkün! Evin erkeği ondan daha baskın çıkar: "Hanım, bugün o kadar
çok yoruldum ki yemeği ye­dikten sonra hemen yatacağım."


Neyse, akşam yemeğini yi­yen bey, büyük bir savaştan çıkmış
gibi kendini kanepeye zor atar. Artık uyumak üzeredir ki, bir ara
gözleri zorla açı­lır: "Hanım, yarın önemli bir toplantım var. Takım
elbisele­rim hazır mı?" "Birazdan hazırlarım." Bey hemen sinirlenir:
"Şimdi zamanı mı? Bütün gün yapmadın da..." Bütün gün odalar ve çocuklar
arasında koşturan kadını çileden çıkartan sözler... Öyle ya, bütün gün
boş boş oturdu!



Oysa erkek mesai saati bittiği zaman evine gelip ertesi
sa­baha kadar dinleniyor. Ya kadın öyle mi? O 24 saat mesai ya­pıyor!
Hele evde bir de bebek varsa, o kadın kim bilir bir ge­cede kaç defa
kalkıyor, uykusu yarım kalıyor?


Hattâ bebek ağladığı zamanlar bile beylerin hemen
söyledikleri bir söz vardır:

"Hanım, şunu al da başka odaya götür. Ben yarın işe
gi­deceğim, sen nasıl olsa bütün gün evdesin, yatıp uyursun."
Düşünmezler ki, bu koşturmaca arasında kadın ne za­man uyuyacak?



İşte erkeğin nazarında bütün gün boş oturan kadının 24
saati...



Aslında insaflı davrandık; çünkü bir kadının evde yaptığı
işlerin bir bölümü bunlar...

Bunları anlatırken yaptıklarımızdan asla şikâyetçi değiliz.]
İstedik ki, hayat yolunda beraberce koşan karı koca, birbirle­rinin
yapmış oldukları işleri küçümsemesinler.


Kadın erke­ğine "Sen ne yaptın?" deyip onun yaptıklarını,
erkek de kadınına "Sen bütün gün ne yaptın?" diye onun yaptıklarını
küçümsemesin. Birbirlerini takdir, birbirlerine güzel sözlerle iltifat
etsinler. Bütün gün dışarıda streste olan erkeği kadın rahatlatsın,
bütün gün de ev işi ve çocuklar arasında buna­lan kadını tatlı, lâtif
sözlerle erkek hoş tutsun.



Bütün gün evde sıkılan kadın, ister istemez eve gelen!
eşinden ilgi ister. Yorgunluğun üzerine kendini kanepeye zor atan bir
erkek, ister istemez kadını çileden çıkartır. Hani derler ya: "El yarası
çabuk geçermiş de dil yarası öyle kolay kolay geçmezmiş." Herhalde el
yarası yüzeyde, dil yarası gönülde, tâ yürekte olurmuş.



Aslında beyler, hanımları anlamak için fazla değil, bir j gün
nöbet değişikliği yapsalar yeterli! Bakalım o zaman kaç erkek akşama
kadar bu görevde dayanır kalır?



Evin beyi bir gün evine, cennetine gelirken işinde yaşadı­ğı
olumsuzlukları dışarıda bıraksa, sünnet üzere evine gelse, her zaman
değil, ama ara sıra eşine bir çiçek getirse... Bunlar acaba çok mu zor
şeyler? Zor mu, pahalı mı, bunu bilemem; ama bildiğim şu ki,
uzatacağınız bir çiçek sevgiyi çoğalta­caktır.



Erkeklere haksızlık yaparak onları yargılamak niyetinde
değilim. Onların yaptıkları da kolay değil. Önceleri "Ekmek aslanın
ağzında" derlerdi; şimdilerde ise, ekmek aslanın midesine inmiş
durumda...


Büyük şehirde yaşıyorsanız, zaten eve gelinceye kadar trafik
insanda moral diye bir şey bırakmayacaktır. Erkekler, kendi açılarından
haksız değil; fakat kadınlara göre, zorluklara karşı daha dirençliler...



Ne dersiniz, saygıdeğer beyler? Bir gün işten geldiğiniz aman
eşinizi takdir etseniz, o hanım kesinlikle yorgunluk hissetmeyecek,
ertesi gün evine, çocuklarma daha bir mutlu­lukla hizmet edecektir.
Zaten hizmet etmek kadının yaratılı­şında var olan bir şeydir. Kaç kadın
eşine, çocuklarına hiz­met etmekten şikâyet eder ki?.. Hele hele kadın
gibi karşılık­sız seven, fedakâr bir varlık, üstelik de çocuklarına,
eşine hizmeti ibadet sayan Müslüman kadın için...



Hep veren, fedakârlık eden bir taraf olmamalıdır. Aynı hayatı
ikisi de paylaşıyor. Eğer evlilik iki insan arasında ger­çekleşen bir
beraberlikse, her ikisinin de yeri ve zamanı gel­diğinde anlayışlı
olması gerekir.



İşte beye düşen görev, çilekeş ve vefalı hanımını takdir
et­mek, onun gönlünü almaktır. Bunlar ne kadından bir şeyler
kaybettirir, ne de erkekten; bilâkis onlara çok şeyleri kazan­dırır.
Neleri mi? "Ailenin temeli" olan sevgiyi, saygıyı...


Az mı kazanç bunlar?




Yazar:Esra Nuray Sezer
avatar
canfeda
Müdür Yardımcısı
Müdür Yardımcısı

Aktiflik :
500 / 999500 / 999

Kadın
İtibar : 7
Kayıt tarihi : 20/01/09
Mesaj Sayısı : 154
Konum : Ankara
Ruh Halin :

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz